19 Şubat 2012 Pazar

Neden Farkındalık?


“Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr fayda sağlamaz”
Daha bunun gibi birçok söz vardır yaşamımız boyunca karşılaştığımız ya da karşılaştırıldığımız. Yaşamın kısalığından, zamanın azlığından, rekabetin yok edici karakterinden ya da birçok diğer sebepten hep hedef koymaya çalışırız ya da çalıştırılırız. Hep bir koşuşturmaca içinde kalırız. Hep bir şeylere yetişmeye çalışırız.  Güzel bir anektot vardır. And Dağlarında arkeolojik kazı yapmaya giden bir grup bilim adamı yanlarına bölgenin yerlilerinden bir ekip alırlar. Malzeme taşımak ve yol göstermek noktasında yardımcı olur bu ekip. Arkeologlar yerlilerin çok sık mola verdiğini fark edince tercüman aracılığı ile sorarlar “Neden bu kadar sık mola veriyorsunuz?” diye. Yerlilerin cevabı unuttuğumuz çok şeyi bize hatırlatan bir cevaptır.  

“Çok hızlı gidiyoruz, ruhlarımız geride kalıyor.”

Hedef koymak tabi ki gereklidir, yolu çizer, haritadır ama Cemil Meriç’in ifadesi ile pusula da lazımdır. Sadece harita yetmez. Hedefe gitmesi için uğraştığımız gemiyi de tanımak gerekir.  Denizi de tanımak gerekir, rüzgârı da tanımak gerekir. Yoksa sadece hedef bazen bizi fırtınanın tam ortasına atar. Bizi bu fırtınalardan kurtaracak olan hatta belki de bu fırtınalardan öğrenmelerimizi gerçekleştirecek olan can simididir farkındalık.
Kısaca hedefleri bilmek kadar yolu, kendimizi ve şartlarımızı da bilmek gerekir ki bu zaten toplumsal hafızamızda olan ve sadece küllerini üflememiz gereken bir kordur.
 

İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsen,
Bu nice okumaktır.
Yunus Emre

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa